Atatürk’ü Savunmak Putperestlik Değil, Cumhuriyeti Savunmaktır
Son yıllarda cumhuriyet karşıtları fırsat buldukça dolaylı bile değil, doğrudan Atatürk’e ve Cumhuriyetin kurucu kadrolarını eleştirmiyorlar; hakaret ediyor,iftira edip saldırıyorlar.

Adana’da dört ortaokul öğrencisi bugün yürek ısıttı. Rüzgarda sallanmakta olan Atatürk Büstünün düşmesini engellemek için büste sarıldılar zarar görmesin diye korumaya çalıştılar. Ülke insanının yüreğini ısıttılar, umutlarını büyüttüler.

Dünya tarihinde nice liderler geldi geçti. Kimileri ülkelerini savaşlara sürükledi, kimileri ideolojileri uğruna milyonları ateşe attı, kimileri ise ardında yıkım ve utanç bıraktı. Ama bazı liderler vardır ki yalnızca bir devlet kurmaz; bir toplumun kaderini değiştirir, zihniyet devrimi yapar. Türkiye için o isim, hiç kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Bugün ülkemizde tuhaf bir tartışma yürütülüyor. Bir kesim, Atatürk’ün eylem ve söylemlerini savunan insanları “putperestlikle” suçluyor. Aynı kişiler, tarihsel figürlere körü körüne bağlılıklarını sorgulamıyor; ideolojik liderleri eleştirilmez kılıyor; mezhep, cemaat ya da totaliter siyasi önderleri adeta dokunulmaz ilan ediyor. Kimi açıkça Adolf Hitler’i tarihsel bağlamından kopararak aklamaya çalışıyor, kimi Vladimir Lenin vb’lerini hatasız bir devrim figürleri gibi sunuyor. Ama söz konusu Atatürk olduğunda, onu tarihsel rolü ve fikirleri üzerinden savunmak birdenbire “tapınma” olarak yaftalanıyor.
Bu çelişkiyi görmek zorundayız.
Atatürk’ü savunmak, bir insanı kutsamak değildir. Onun ortaya koyduğu ilkeleri — akılcılığı, bilimi, laikliği, ulusal egemenliği, bağımsızlığı — savunmaktır. Bu ilkeler bir heykelin değil, bir cumhuriyetin temelidir. Eğer bir toplum kurucu felsefesini savunamaz hale gelirse, o toplum kendi varlık sebebini tartışmaya açmış olur.
Atatürk’ün emperyalizme karşı verdiği mücadele tarihsel bir gerçektir. Ulusal Kurtuluş Savaşı, bir işgal karşıtı direniştir. Bu mücadele sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda siyasal bir egemenlik devrimidir: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinin ete kemiğe bürünmesidir. Onu savunmak, bu ilkeyi savunmaktır.
Peki özellikle sol, sosyal demokrat ve modern kesim neden Atatürk’ü savunmalıdır?
Çünkü Atatürk devrimi, özünde ilerlemeci bir modernleşme projesidir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının birçok Avrupa ülkesinden önce tanınması, eğitimde laik ve bilimsel sistemin kurulması, hukuk devrimiyle yurttaş eşitliğinin sağlanması, ekonomik bağımsızlık vurgusu… Bunların tamamı ilerici ve kamucu bir vizyonun parçalarıdır.
Halk egemenliği, laiklik, sosyal adalet, kamusal eğitim, fırsat eşitliği… Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle bu değerler arasında güçlü bir kesişim vardır. Atatürk’ü savunmak, dogmaya karşı aklı, teokrasiye karşı laikliği, kulluğa karşı yurttaşlığı savunmaktır.
Elbette Atatürk de tarihsel bir figürdür; eleştirilebilir, tartışılabilir. Ancak eleştiri başka şeydir, sistemli itibarsızlaştırma başka şey. Bugün yapılanın önemli bir kısmı, Cumhuriyet’in laik ve bağımsız karakterini aşındırmaya dönük ideolojik bir çabadır. Çünkü Atatürk yalnızca bir kişi değil, bir yön pusulasıdır. O pusula şaşarsa yön de kaybolur.
Putperestlik, sorgulamadan bağlılıktır. Atatürkçülük ise tam tersine sorgulayan aklı, bilimsel düşünceyi ve çağdaşlaşmayı esas alır. Bir fikri savunmakla bir kişiye tapınmak arasındaki farkı bilmeyecek kadar düşünce tembelliğine düşmek, asıl tehlikedir.
Son söz şudur:
Atatürk’ü savunmak, bir lideri değil; bağımsızlığı, laikliği ve Cumhuriyet’i savunmaktır. Bu da bir inanç meselesi değil, bir yurttaşlık sorumluluğudur.