MODERN MAFYANIN SİS BOMBASI: ORTA DOĞU’DA SON PERDE
By Ali Doğan / Mart 8, 2026 / Yorum yapılmamış / Uncategorized
8 Mart 2026
Dünya bugün yalnızca jetlerin gürültüsünü ve patlayan füzeleri izlemiyor. Aynı zamanda uluslararası hukukun cenaze törenine de tanıklık ediyor.
28 Şubat’ta **İran’a yönelik başlatılan Amerika Birleşik Devletleri–İsrail saldırısı, iddia edildiği gibi yalnızca bir “güvenlik” ya da “nükleer tehdit” operasyonu olarak okunamaz. Yaşananlar, uluslararası sistemin ahlaki ve hukuki sınırlarının ne kadar aşındığını gösteren yeni bir eşik gibi duruyor.
Washington koridorlarında yıllardır konuşulan Epstein dosyaları, **Donald Trump’ın geçmişine ilişkin tartışmalı kayıtlar ve reşit olmayanlara yönelik istismar iddiaları, normal bir demokraside bir hükümeti sarsabilecek güçteydi. Ancak karşımızda çoğu zaman bir devlet adamından çok “mahallenin kabadayısı” gibi davranan, kuralları zorlayan bir siyasi figür var.
Trump’ın sert ve saldırgan dış politikası, bazı yorumculara göre iç siyasetteki tartışmaların gölgesini dağıtma çabası olarak da okunuyor. Bu bakış açısına göre savaş, bazen yalnızca bir jeopolitik hamle değildir; aynı zamanda bir “sis bombasıdır.”
Uzun yıllardır tartışılan Genişletilmiş Büyük Orta Doğu Projesi (GBOP) bugün yeniden gündeme geliyor. Irak ve Suriye’de yaşanan dönüşümlerin ardından İran’ın hedef haline gelmesi, Orta Doğu’nun sınırlarının ve güç dengelerinin yeniden şekillenebileceğine dair kaygıları artırıyor.
Bölgedeki etnik ve siyasi fay hatlarının yeniden düzenlenmesi; küçük, parçalı ve daha kolay yönlendirilebilir devletçiklerin ortaya çıkabileceği senaryolarıyla birlikte değerlendiriliyor. Bu perspektiften bakıldığında **Türkiye’nin de bu jeopolitik dalgalanmadan bağımsız kalamayacağı açık görünüyor.
Peki böylesine büyük bir yangın bölgenin kapısına dayanmışken Türkiye ne yapıyor?
Eleştirel bakış açısına göre Türkiye, uzun süredir iç siyasetin ağır gündemi ve ideolojik kutuplaşmanın yarattığı atmosfer içinde, bölgedeki büyük dönüşümleri yeterince güçlü bir stratejik refleksle karşılayamıyor.
Bölge halkları giderek daha pragmatik, liderleri ise çoğu zaman güç siyasetinin ürünü olan bir dünyada insanlık lehine sonuçlar beklemek kolay değil. Bugün Tahran’da patlayan bombalar aslında Ankara’nın, Bağdat’ın ve Şam’ın ortak geleceğine atılmış işaretler olarak da okunabilir.
Eğer bir toplum kapısına dayanan yangını görmezden gelir ve onu kendi uykusunun “rahatlığı” sanırsa, o toplumun yolu uzun ve karanlık olur.
Uluslararası hukukun yerini giderek orman kanunlarının, demokrasinin yerini ise güç siyasetinin aldığı bu 2026 baharında şu soru hâlâ ortada duruyor:
Uyanmak için daha kaç bin kişinin ölmesi, kaç bin evin yanması gerekecek?
Bilinen tek bir gerçek var:
Tarih, kendi sonunu sessizce izleyenleri nadiren affeder.