İnsan ailesiyle, okuluyla, yaşadığı mahalleyle, okuduğu kitap, izlediği dizi … ile, içinde bulunduğu koşullarla insandır. Ne mi diyorum?
Türkiye, son yıllarda üzerine ağır bir sis çökmüşçesine, şiddetin her türüyle bir kuşatılmışlık yaşıyor. Akran zorbalığı okullarda çocuklarımızı zehirliyor; uyuşturucu çeteleri mahalle aralarında gençlerin hayallerini kurşunluyor; kadın cinayetleri ve çocuk istismarı ise artık birer istatistikten ziyade, toplumun vicdanında dinmeyen birer sızıya dönüşmüş durumda. Peki, biz bu noktaya nasıl geldik?
Mafya Güzellemesi yapıp, bazılarının “ varlığı ile gurur duyuyoruz” “Kısa Yol” Masalları dinliyoruz.
Kitap okuma oranlarının yerlerde süründüğü bir toplumda, boşlukları neyin doldurduğu sorusu hayati bir önem taşır. Cevap ne yazık ki her akşam televizyon ekranlarından evlerimize sızıyor: Mafya dizileri. Bu yapımlar; şiddeti bir çözüm aracı, kaba kuvveti bir “erkeklik nişanesi,” illegal yollardan gelen parayı ise bir başarı hikayesi gibi pazarlıyor. Okumayan, sorgulamayan ve ekonomik çıkmazların içinde boğulan bir gençlik için bu diziler, adeta bir “kariyer rehberine” dönüşüyor. Kitaplardaki derin karakter tahlillerinin yerini, belindeki silahla her kapıyı açabileceğine inanan sahte kahramanlar alıyor. Çürümenin Sosyolojisine bakar mısınız? Toplumun içinde bulunduğu bu durumu sadece “televizyon etkisi” ile açıklamak yetersiz kalır. Asıl sorun, ahlaki pusulanın yitirilmiş olmasıdır.
* Adalet duygumuzu zedelediler. Birey, adaleti hukukta bulamayacağına inandığında, ekrandaki “kendi adaletini sağlayan” figürlere öykünmeye başlıyor.
* Gelir adaletsizliği kolay kazanç hırsını tetikliyor. Alın teriyle bir yere varılamayacağı algısı, illegal yapıları birer cazibe merkezi haline getiriyor.
* Kötülük arttıkça normalleşiyor. İnsanoğlu duyarsızlaşıyor. Haberlerde izlediğimiz vahşetin, bir sonraki sahnede patlayan bir silahlı çatışma dizisiyle meşrulaştırılması, toplumu şiddete karşı nasırlaştırıyor.
Peki Çıkış Yolu Nerede?
Çürüme, sessizlikle beslenir. Çözüm aramayanların çokluğu, sorunu her geçen gün daha da kemikleştiriyor. Ancak unutulmamalıdır ki; bir toplum, ancak kendi değerlerini ve eğitim sistemini şiddet kültüründen arındırarak ayağa kalkabilir. Mafya liderlerini değil, Mustafa Kemal gibi bir lideri, bilim insanlarını, sanatçıları ve emeğiyle var olanları “rol model” olarak sunduğumuz gün, bu karanlık sis dağılmaya başlayacaktır.
Aksi takdirde, her akşam izlediğimiz o “parıltılı” suç dünyasının bedelini, yarın sokakta kendi evlatlarımızla ödemeye devam edeceğiz.